Ana sayfa - Arşiv - Aile İçi İlişkilerde Çatışma ve Çözüm Yolları / Eğitimci Necla Koytak

Aile İçi İlişkilerde Çatışma ve Çözüm Yolları / Eğitimci Necla Koytak

İletişimin, birlikte yaşamanın, daha doğrusu yakın ilişkilerin kaçınılmaz bir parçası olan çatışma ya da sürtüşme konusunda; yakın dostluğu, yakın arkadaşlığı, beraberliği, eşler arasındaki ilişkiyi bozmayacak şekilde çatışmaları nasıl çözebiliyoruz? İletişimde çatışma nasıl yorumlanmalı?
Çatışma insan yaşamının ayrılmaz bir parçası
Bir kere çatışma insan yaşamının ayrılmaz bir parçası. Nerede insanlar bir aradaysa kaçınılmaz bir şekilde çatışma o ilişki içerisinde, o ilişkinin bir parçası olarak yaşanır. İnsan ilişkilerinde, tıpkı kan dolaşımının vücudun sağlığını devam ettirmek üzere fonksiyonu neyse iletişimin de insanlar arasındaki muhabbeti, yakınlığı, sağlıklı bir şekilde götürmek hususunda etkisi böyledir. Geçtiğimiz günlerde 42 ülkede yapılan araştırmada insanların mutluluk algıları soruşturulmuş, araştırılmış… Mutluluğu en çok etkileyen faktörler neler diye sorular yöneltilmiş, sonuç olarak insanların mutluluğuna etki eden 7 faktör ortaya çıkmış. Bunlardan birisi sağlıklı aile ilişkileri ki en önde geleni hemen hemen sağlıklı aile ilişkileri; ikincisi insanın kendi bedensel sağlığı; üçüncüsü gelecek tasarımları ve geleceğe dair umutları. Geleceğe dair konularda umutlularsa mutlulukları o nispette artabiliyor. Bir başka faktör komşun dostun var mı? Eşin, dostun var mı? Birileriyle paylaşıyor musun hayatı? Bu da insanların mutluluğunda önemli bir faktör. Bir diğeri de kendini özgür hissediyor musun? Bir başkası seni kontrol ediyor mu? Sürekli başkalarının denetimi altında mısın? Yoksa daha rahat, hayatını kendin düzene sokacak şekilde özgür müsün? Saydığım 7 faktör insanların mutluluğunu etkiliyor. Şimdi kendimize soralım; hakikaten bu faktörler 42 ülkede yapılan pek çok araştırmaların sonucu ise ki biz de doğrusu insan olarak aynı faktörlerin etkisi altındayız. Bu faktörlerden birisi de maneviyatla ilgili. Yani insanın manevi dünyayla ilişkisi nasıl? Yani inanç konusunda rahatlatıcı bir sığınma, ruhsal hayatımızın sağlam zeminini oluşturan, temel bir inanca sahip mi insanlar? Bu da mutluluğu etkileyen bir faktör. Bir bakıma kendi hayatımızı da test ederken zaman zaman bu faktörler üzerinden kendimizi sorgularsak, belki bu faktörleri yoluna koyma konusunda, bunların hayatımıza katacağı şeyleri kendi insiyatifimizle, irademizle hayatımızı daha yaşanılabilir hale getirmekte yararı olabilir. Sağlıklı aile ilişkileri mutluluğumuzu birinci dereceden etkilemektedir. Bu ilişkilerde de iletişim biçimi, ilişkinin niteliğini tatmin edicilik düzeyini ciddi bir şekilde belirliyor. Eğer insanlar birbirlerinin dünyasını açık net bir şekilde anlayabiliyorlarsa, aynı değerleri paylaşabiliyorlarsa, aynı şeylere gülüp aynı şeylere üzülüyorlarsa bu aile ilişkilerinin sağlıklı şekilde yürümekte olduğunu işaret ediyordur. Fakat bu demek değildir ki aile içindeki ilişkiler hiçbir zaman çatışma, sürtüşme olmadan yürürse aile daha mutlu olur. Böyle bir şey hiçbir zaman tezahür etmeyebilir. İnsan ilişkilerinde çatışma yaşamın bir parçasıdır. Eğer tartışma, sürtüşme yoksa asıl o ilişkiden şüphe etmek gerekir. Çünkü muhtemelen çatışma yaratacak kızgınlık, üzüntü, kırgınlık ya da umursamama gibi olumsuz duyguları saklıyor olabilir insanlar. İster istemez iki insanın, iki farklı dünyanın bir araya gelmesi söz konusuysa bunların sürtüşeceği, bir şekilde çatışma oluşturacak farklılıklar taşıması çok anlaşılabilir bir şey. O yüzden çatışmasız bir ilişki düşünülemez. “Kişiler kendi kendilerine sorduklarında iyi niyetli ve birbirleriyle nasıl konuşacaklarını bilirlerse aralarında tartışma, çatışma çıkmaz” diye bir yargı, bir hüküm size ne söylüyor? Böyle bir şey doğru geliyor mu size? Böyle bir şey mümkün değil… Ne olursa olsun en iyi niyetli, en birbirine güvenen insanlar arasında dahi çatışma kaçınılmazdır. Bir sürtüşme yoksa bir ilişkide -uzun süreli ilişkilerde- bu ancak kırgınlık, kızgınlık duygularına aldırmamak ya da bunları bastırmakla mümkündür. Bu duyguları bastırmak son derece sakıncalıdır. Çünkü bu duyguların inkârı ya da bastırılması kişinin kendine yabancılaşmasına ve samimiyetsizliğe yol açar.
Kendisiyle barışık olmak
Herkesin bildiği bir örnek olduğu için sıkça aklıma geliyor. Bir öğrenci düşünün başörtüsünü açmak istemiyor, okumak istiyor. Üniversitede dış sebepler dolayısıyla eğer o öğrenci üniversiteye alınmıyorsa birbiriyle çelişen bu iki amacı iç dünyasında bir karmaşa ve bir çatışma halinde yaşatması kaçınılmazdır. O insanın huzursuz olması, iç dünyasının alt üst olması, mutsuz olması kaçınılmazdır. O yüzden bir kişinin iç dünyasında yaşadığı farklı amaçlar, farklı arzular, yaşadığı çelişkiler sonucu iç çatışmalar olur. Biz bunlara “kişi içi çatışmalar” diyoruz. Bu çatışmaların da çözümlenmesi gerekiyor. Bu çatışmalar eğer çözümlenmezse ve süreklilik kazanırsa, bu durum insanların kaçınılmaz bir şekilde açıkçası depresyona sürüklenmesi, mutsuz bir hayata mahkum olması, gergin olması, çevresiyle doğru, sağlıklı ilişkiler kuramamasıyla sonuçlanır.
Kartondan evler, kartondan aileler
Mutlu aileler üzerinde yapılan bir araştırma var, kapsamlı bir araştırma. Bu mutlu görünen ailelere çok kapsamlı sorular sorulmuş ve bunlar daha sonra değerlendirilmiş. Araştırma sonucunda görülmüş ki grubun en büyük kısmı yani çok sayıdaki aile “kartondan evler, kartondan aileler” yani yapmacık sahte, görünüşü kurtaran ama iç yüzünde hiç de mutlu olmayan, neredeyse yıkılmak üzere olan aileler… Bu ailelerin içine girildiğinde, psikolojik testler üzerinden verdikleri cevaplar incelendiğinde eşler özellikle kendi aralarında kırgınlık, kızgınlık, üzüntü yaratan davranışları karşısında bunu sineye çekmek, baskılamak, yok saymak şeklinde bir davranış geliştiriyorlar. İnsanlarda alışkanlık haline gelmiş ilişkiyi sürdürmek, ona katlanmaya alışmak yahut da “içte bir çatışma çıkarsa prestijimiz kaybolur, saygınlığımız kaybolur” gibi kaygılar sebebiyle bu olumsuz duygulardan hiç söz etmeyen insanların var olduğu bir grup. Dışarıdan bakınca mutlu gibi görünüyor. Aslında bu ailelerin çocuklarına ve onların da eğitimlerine yansıyan son derece olumsuz özelikler olduğu görülmüş. İkinci grup aileler “oyun oynanan evler” diye tasnif edilmiş… bu gruba giren ailelerin sayısı biraz daha az. Burada da farklı sebeplerle kırgınlık, kızgınlık duyguları karşıdakine yansıtılmıyor. Birbirlerini korumak sebebiyle… Yani aşırı koruyucu bir tutum. Evliliği sürdürmek ve avantajlarını elinden kaçırmamak için, yani yalnız kalmaktan daha kötü olmadığını düşünerek bu duygularla yaşamayı kabullenmekteler. Bu şekilde ki kaygılar yüzünden yine duygularını açığa vurmayan eşlerin yer aldığı aileler de az değil.
Herkesin farklı duygusal ihtiyaçları var
Neyse ki gerçek mutlu yaşayan aileler de var. Bu aileler eşler yönünden, eşler arasındaki çatışmalar yönünden verdikleri cevaplar analiz edildiğinde hemen her konuda tartışan aileler… Yani bu bize biraz aykırı gelebilir. Tartışıyorlar fakat usulüne göre. Tartışmasız sürtüşmesiz aile, dostluk olmaz. Bu mümkün değil. Çünkü herkesin birbirinden farklı ilgileri, duygusal ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçları karşılama oranları birbirinden farklı ister istemez. Karşımızdakine kızgınlığımızı, kırgınlığımızı belli etme tarzımız farklı. Bu aileler sorunsuz aileler değil. Sadece bu çatışmaları çözme biçimleri farklı. Yakın ilişkilerde, eşler arasındaki ilişkilerde, insanoğlunun birbirine yakın olma, sevme ve dayanışma halinde yaşamaya dair bir doğası var.
Fıtratımız birlikte yaşamaya dönük
Bizim fıtratımız birlikte yaşamaya dönük planlanmış. Bu yüzden de insan yakınlığına ihtiyacımız var, sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız var. Bu bakımdan evlilik bizim psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda en yüksek doyumu bulduğumuz ortam. Ailelerimiz yine bizim kendimizi en iyi hissettiğimiz, maskesiz olarak var olabildiğimiz, her türlü duygusal ihtiyacımızı karşılayabildiğimiz ortamları sunuyor.
Psikolojik ihtiyaçlarımız nelerdir?
Başta sevmek, sevilmek, birilerinin bizi değerli bulması büyük temel ihtiyaçlardan biri, önemsenmek, takdir edilmek, bütün bunlar elle tutulup gözle görülmeyen ihtiyaçlar olduğu için, ruhen taşıdığımız ihtiyaçlar olduğu için belki de habersizizdir. Ama o ihtiyaçları hepimiz taşıyoruz. Bu anlamda ailede özellikle eşler arasında, çocuklara karşı onu değerli bulduğumuza, önemsediğimize dair mesajlar vermemiz gerekiyor. Bir aile ortamında bu olmuyorsa, bu duygular doyurulmuyorsa çatışma kaçınılmazdır. Ayrıca bir çatışma nedeni de kaynakların sınırlı olması. Biliyoruz ki, maddi anlamda kaynaklar sınırlı. İnsanların ihtiyaçları, arzuları hevesleri sınırsız ama kaynaklar sınırlıdır. Elimizin altındaki kaynakların, imkanların, arzu ve isteklerimizin hiç sınır tanımayan arayışına cevap vermesi mümkün değil. Bu imkanların kısıtlılığı sebebiyle çatışma çıkabilir. Nasıl oluyor? İşte sen çok harcadın, ben çok harcadım gibi… Vakit darlığı sebebiyle olabilir ya da gücümüz yetmiyordur bazı işleri yapmaya, bu da bir sınırlılıktır. O yüzden bizden çok şey bekliyorsa eşimiz, aramızda bir çatışma çıkabilir. Bir başka çatışma çıkaran neden eşler arasında veya yakın arkadaşlar arasında, kurum içi ilişkilerde farklı değer yargıları söz konusu olabiliyor. İşte biri hayır ve hasenata para ayıralım diyor, diğer eş para biriktirelim, evler alalım, arabanın modelini değiştirelim diyor, daha çok mutlu olmak adına…Ee bu da kaçınılmaz bir tartışma getirebilir. Yazık ki bu konularda sanıyorum erkekler ekonomik olanaklar üzerinde biraz daha insiyatifi ele almış görünüyorlar. Mesela eşleri çalışan beylerin -ben ilk duyduğumda çok şaşırmıştım- hemen hemen çoğu, hanımının maaşını gidip bankadan çekiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Kadın diyor ki tamam bütçe hesaplamasını birlikte yapıyoruz ama ne artıyor ne kalıyor bilmiyorum, benim bir insiyatifim yok; eşim kendi hesabında biriktiriyor. Bunda bir tuhaflık var mı bilmiyorum, bana biraz garip geliyor… Tabi ki arada bir anlaşma varsa olabilir, ama sırası geldiğinde derin bir çatışma yaşanıyor. Allah korusun Allah kimseye yaşatmasın, iş ayrılma safhasına geliyor. Hadi bakalım, hesap, kitap her şey eşinin elinde olduğu için birbirlerinin baş düşmanı haline geliyorlar. Hakkaniyet ve adalet her şeyin önünde olmalı. İşte farklı değer yargıları dediğim bu ve bundan daha basit konular da olabilir.
Çatışmaları çözme konusunda neler söyleyebiliriz?
Şimdi çatışmayı biraz anlamaya çalıştık, bir de çatışmayı çözme konusuna gelelim… Çatışmayı çözme derken iki ya da ikiden fazla taraf arasındaki anlaşmazlık durumunun ortadan kaldırılması tabi ki ilk akla gelen. Bunun için her iki tarafın da problemi problem olarak görmesi gerekir. Yani biri problem olarak görüyor, öteki görmüyor. Bu şekilde de çatışmanın çözülmesi çok zordur. Genelde yıkıcı tartışmalar çok akla yakındır. Pek çok tartışmanın, kişilerde ilişkiyi yıpratan ve ortadan kaldıran noktalara vardığını görüyoruz. Beraberliği ortadan kaldırmasa bile, tartışma yaratan konular karşısında insanlar farklı farklı yaklaşımlar içerisinde oluyorlar.
Çatışmaların yıkıcı boyutlarını örneklendirebilir miyiz?
Şimdi yıkıcı tartışma, yıkıcı çatışma altında bazı konuları inceleyelim. Birbiriyle çatışmaya girmemek için kaçınma dediğimiz davranış türünü benimsiyor taraflardan biri ya da ikisi. Kişiler çatışmanın çıkmasından korktukları için bu problemi görmezlikten geliyorlar. Problemle yüzleşmemek için bir şekilde kaçınma davranışı bu. Aslında ilişkiyi için için çürüten bir şeydir.
Bir başka davranış tarzı hasır altı etmek… Sadece tartışmaya girmekten kaçınmakla kalmaz, sanki tartışılacak hiçbir şey yokmuş gibi hareket ederler ve bu yaygın bir şey. Bir şeyleri yok edeceğinden olabilir ya da karşısındakini kırmamak için veyahut da kendine güvenemediğinden olabilir.
Bir başka yıkıcı tartışma şekli karşısındakine suçlu hissettirmek. Kırgınlığını, kızgınlığını dolaylı yollarla ona suçlu hissettirerek bazı şeyleri yaptırıyor olabilir. Mesela benim şahit olduğum bazı ilişkiler var, eşinin ayakkabıyla eve girmesine sinirleniyor tabi ki bir hanım… bunu açıkça söylemek yerine “ Benim gibi bir hizmetçi var evde her yeri temizliyor. Tabi sen ayakkabıyla gir, oğlan şunu yapsın bunu yapsın.” Bu hakikaten sorunun ne olduğunu net söylemek yerine karşısındakini suçlu hissettirerek ilişkiyi kontrol etmek gibi, sakıncalı bir yöntem.
Bir başka çatışma türü; konuyu değiştirmek
Çatışma ihtimali olduğu durumlarda konuyu değiştirmek çok sık kullanılan bir şey. Bir başkası da eleştirmek… Bizi sinirlendiren bir soruna ilişkin olarak konuşacağımız yerde, o sorunun kendisini halletmek varken karşımızdakinin başka davranışlarına eleştiri yönelterek dışa vururuz. Böyle durumlarda karşımızdaki neye kızdığımızı bilmediği için değişemez de… Mesela eşiniz eve geç geliyor ve bir kaça kere söylediniz, o da size kızdı. Siz de bu sefer kumandayı eline almış kanalları değiştiren eşinize sinirlenip söylenirsiniz; “niye devamlı oynuyorsun, niye bunu yaptın, niye şunu yaptın” diye. Asıl kızdığı şeyi açık, net bir şekilde bildirip, o sorunun çözümünü beklemek yerine, başka türlü davranışlarına o kızgınlığı yöneltmesi de problemi çözmediği için çatışmanın devamına yol açıyor.
Bende kızdığın taraflar nedir?
Bazı kişiler karşısındakinden bir kritik yapmasını isterler, karşısındaki yapınca da sanki isteyen kendileri değilmiş gibi bu davranışı yapana yüklenirler. Mesela karı koca oturur bazen “ya işte bende kızdığın taraflar nedir, bunu söylersen çok memnun olacağım” derler. Eşler birbirlerine “İşte şunu yapmasan daha iyi olur.” falan derler, eşlerden birisi huylanır “Niye öyle dedin? Niye bu tarafıma kızıyorsun?” şeklinde mukabele ederler. Bu durumlar, “Haydi bunları düzelteyim.” yerine daha bir hiddetlenme, öfke ile karşılanıyor. Bu işte, tuzak kurup sonra yıkıcı tartışmaya gitmenin bir yolu.
İma etmek ki; bazı kimseler kızgınlıklarını hiçbir zaman açığa vurarak belli etmez ancak ima yoluyla bazı ipuçları verirler.
Yıkıcı tartışma konusu; gıcık etmek
Öyle kimseler vardır ki kızgınlıklarını açıkça ifade etmek yerine karşısındakinin gıcık olacağı hareketler yapar. Mesela bilir ki, hanım şundan sinirleniyor. Ona kızmışsa bir şekilde onun gıcık olduğu şeyleri yapmak.
Şakaya boğmak, bu da, bir sorunun üstünü örten, çatışmayı çözmeyen ama tatmin arayan duygulara da hiç iyi gelmeyen bir davranış.
Değişmeye izin vermemek; bazen eşler arasında ya da yakın ilişkiler arasında, insanlarda doğal olarak tabiatın en temel özelliklerinden biridir değişmek, değişim. Mevsimler değişiyor, yaşlarımız değişiyor, ama bazen insanlar değişmeye karşı aşırı dirençlidirler. Aslında olması geren bir değişime bile sırf yarattığı tedirginlik yüzünden karşı olan eşler, çatışma nedeni olabiliyorlar. Nasrettin hocaya sormuşlar: “Kaç yaşındasınız?” diye, “38” demiş… “Ya hoca 10 sene önce sorduk, yine 38 yaşındayım demiştin!” “Ben erkek adamım söylediğim sözden geri durmam.” demiş. İlla aynı olmak, sözünde durmak karakterli olmanın bir parçasıymış gibi, sanki karakterli insan hiç değişmezmiş gibi… Tabi ki düzgün karakter özelliklerini terk edip de yanlışa yönelmek elbette istenen bir şey değil.
Eşlerin birbirine karşı akıl okuyucu olmaları
Akıl okuyuculuk; karşısındaki insanın ne ifade ettiğine kulak vermek yerine “Ha, sen şunu demek istiyorsun.” diye sözünü keserek duygularının ifadesine izin vermeyecek şekilde, sürekli onun yerine konuşmak. Bu da çok karşılaştığımız bir problem.
Eşiniz davranışı ile sizi üzüyorsa…
İlişkiler sadece yıkıcı tartışmalar üzerine mi kuruludur? Yapıcı tartışmalar da olmalı değil mi?
Eşinizin herhangi bir davranışı sizi üzüyor ama ne yaptıysanız ne ettiyseniz onun o davranışı terk etmesini sağlayamadınız… Yapacağınız en iyi şey uzmanların geliştirdiği “Aşamalı çatışma çözme yöntemini” uygulamak. Önce oturun ve kendi kendinizi analiz edin. Yani bu ne demek? Sizi rahatsız eden duygunun sebebinin ne olduğunu açık seçik bir şekilde teşhis edin. Sonra bu davranışın sizde yarattığı duyguyu tanımlayın. Mesela aşağılanma duygusu yaratıyor olabilir… Sonra karşınızdaki muhatabınızla konuşmak için uygun bir zaman kollayın. Sorunun ifadesi safhasına geldiğinizde en önemlisi sadece bir sorunu konuşun. “İşte hem öylesin hem şu var hem bu var…” Bunların hepsini birden konuşmayın. Özellikle ben dilini kullanmak gerekiyor. Mesela bey hanımına “İyisin hoşsun şu şu yanlarını çok çok seviyorum ama işte şu hareketin şöyle… Eve geldiğimde senin evde olman beni çok mutlu ediyor, oysa evde seni bulamıyorum.” Burada davranışı ben diliyle tanımladık. “Sen eve geç geliyorsun, sen evde yoksun.” değil. Bu çok önemli. Ben dili; karşımızdakini suçlamayan, karşımızdakini savunmaya sevk etmeyen bir lisan şekli. Sonra anlaşılıp anlaşılmadığımızı soracağız. Ben neye kızıyormuşum diye… Uzmanlar diyorlar ki önce sizin ifade ettiğiniz gibi ifade etsin, sonra kendi anladığı şekilde ifade etsin. Buna “denetleme” diyoruz. Gerçekten çatışmanın çözülmesi için gereken adımlar bunlar. Eğer doğru ifade ettiyse eş “Evet benim eve geç gelmem seni üzüyor.” “Evet doğru anladın, teşekkür ederim.” bu hakikaten bir şeyleri sağlıklı götüren bir şey. Şimdi beşinci adımda hangi hareket sizi rahatsız ediyorsa onu söylediniz, ardından da ne istediğinizi söyleyin; “Ben geldiğimde evde olmanı istiyorum, bu beni çok mutlu ediyor.” Sonra da muhatabınızın hayatı için bu istediğiniz şey ne getiriyor? Onun hayatına, onun kişiliğine bir saldırı var mı? Onu da doğru bir şekilde değerlendirin. Eşinizden hiç olmayacak bir şey istiyorsanız onu da o anda görün yani. Son adımda istediğinizin doğru anlaşıldığını tekrar deneyin ve doğru anlamışsa tekrar teşekkür edin. Bunlar gerçekten denenmiş, ciddi araştırmalar sonunda olumlu sonuçlara ulaştığı görülmüş adımlar. Şimdi muhatabın cevaba karar vermesi safhası geldi. Yani ne istediğinizi de anladı ve siz ona “Hemen karar verme yarın ya da öbür gün bana kararını bildirirsin.” diye gayet sevecen, gayet mutlu bir ifadeyle eşinize karar için zaman verin. Cevap kabul, ret veya yeni bir öneri de olabilir, buna da açık olun. Önemli olan karşınızdakinin de kendini rahat hissedeceği bir karar vermesini sağlamak. Dokuzuncu adım soruya cevap verme faslına geldiğimizde her ikinizin de rahatsız olmayacağı bir çözüm, cevap tartışılırken karşınızdakini doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol edin gerekirse konuşmayı erteleyin. Şimdi eşiniz size “Tamam seni çok iyi anladım, bu isteğini karşılamayı düşünüyorum ama bana biraz şu anlamda da sen izin ver.” diye orta yolu önerebilir, olduğu gibi kabul edebilir ama her halükarda onun da sizin de hoşnut kalacağınız bir sonuç olmasını muhakkak temin edin. Tabi bu, bizim Türk kültüründe çok da aşina olduğumuz bir şey değil. Ama böyle olması gerekiyor. Çünkü yakın ilişkiler daima iyi niyet gerektirir, karşılıklı güven gerektirir, eşit söz hakkı gerektirir. Aksi halde diktatörlük ile baskı ile yaşanılan bir beraberlikten yeterince her iki taraf tat alamaz. Bizim erkeklerimiz için biraz fantezi gibi bu; eşit söz hakkı. Ama olmaz bir şey değil. Diyeceksiniz ki bin yıllardır böyle gelmiş bu iş… Ama böyle gitmesin. Daha mutlu olmaya kim hayır diyebilir. Elini masaya vurup “Benim dediğim olacak!” diyen insanların ailelerinde mutlaka bir huzursuzluk vardır. Fakat daha mutlu olmak, daha verimli, daha üretken, daha doyumlu bir hayat yaşamaya niçin hayır diyelim. Bu bakımdan eşit söz hakkı tanımak, karşınızdakinin en azından insan olarak saygıyı hakettiğini düşünmek gerekir. Kendimizi bozuk davranış kalıpları içerisine sıkıştırarak daha mutlu olmaktan niye mahrum bırakalım? Ben bu işlerle çok haşır neşir olduğum için sanırım belki kendi hayatımdan söz etmek çok kolay gelmiyor. Kendi hayatımızdan çok bahsetmeyiz ama en azından bu konu için katkısı olur diye düşünüyorum. Benim eşim gerçekten atadan dededen görme erkek egemen… “Benim dediğim olur.”dan başka türlü düşünemeyen birisi. İlk evlilik zamanlarında aman Allahım, tozu dumana katar, hiç böyle kıpırdayamazsınız… Fakat zaman içerisinde biraz da psikoloji okumanın getirdiği bir şey olabilir belki, hani insanı tanımak, insanın nasıl mutlu olabileceğine ilişkin çok ciddi bilgilerle haşır neşir olmamım getirdiği sebeplerden olabilir büyük bir değişim gösterdi. Bir muhabbet havası içerisinde bu konuları eşimle konuşa konuşa yıllar içersinde çözdük. Hani birbirimize saygı duymanın, birbirimizin yüreğine kulak vermenin mutluluğa ne kadar çok şey katacağını anlata anlata ve bunu hakikaten vura kıra, çatışmayla değil de yıllara yayılan sabırla biraz da başardık diyebilirim.
Kadınlar yaratılıştan sabırlıdır
Kadınlar hakikaten yaratılıştan çok sabırlı yaratılmışlardır. Böyle de gerekiyor. Erkekler daha çok risk almaya, dışarıdaki tehlikelerle yüz yüze, biraz daha aceleci, biraz daha maceracı, biraz daha bağımsız düşünmeye dönük. Bu davranışları da yaratılışlarından gelen bir duygu. Ama kadınlar biraz daha insana dönük, insanlarla ilişkili, çocuklara karşı şefkatli bir programla beyinleri düzenlenmiş. O yüzden daha sabırlı daha sadakatli. Ayrıntılar üzerinden hayatı yıkarak, dökerek değil de, daha duygusal daha insan merkezli olabiliyorlar. Ama yeter ki erkekler biraz onlara kulak versin. Kadınların o güzel yanlarını kendi ve ailelerinin mutluluğuna katkı yapacak şekilde verimli kılmak erkeklerin elinde.
Mutluluk sadece bir görüntü olmamalı
İstediğini elde edebilirsin ama bu değildir mutluluk… Mutluluk paylaşmayla ilgili bir şey. Tabi bazen de kadınlar çok diktatör oluyor. İnanılmaz şekilde karşısındakini kullanabiliyor. Kişilikler farklıysa biraz daha dominant biraz daha baskın kişilik yapısına sahip kadınların da erkekleri hakikaten ezdiğini görüyoruz. Tabi ki sadece erkekleri de yargılamak yanlış bir şey olur. Mühim olan eşit söz hakkıdır. Adımlara geri dönecek olursak kararı verdikten sonra ve birkaç gün uyguladıktan sonra tekrar; “Sence nasıl gidiyor? Durumu görüşelim mi? Bir sıkıntı var mı?” diye o birkaç günlük uygulamayı yeniden gözden geçirmek de gerçekten akla daha uygun, o çatışmanın daha kalıcı bir çözüme gitmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Aile ilişkilerine dair güzel yaklaşımlarınız oldu. Bu adımlar insanların aklına tek tek gelmeyebilir. Bu işin altın kurallarını öz olarak söyler misiniz?
Yaşadığımız sorunu asla içimize atarak, dürüst davranmayı engelleyecek şekilde, asla öyle bir şey yokmuş gibi davranmak asla çözüm değildir. Tabi bu şekilde çözümlenmesi çocuklarımıza da çok şey katacaktır. Öyle gerilimli ortamlarda hiçbir zaman sağlıklı çocuk yetişmiyor. Bu bakımdan sadece sorunları çözmek değil çocuklarımıza da iyi bir şeyler öğretmiş oluruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.