Ahlâk Temelli İktisat Yaklaşımı: Katılım Ekonomisi / Albaraka Genel Müdür Yardımcısı Temel Hazıroğlu

Günümüzde paranın ve parasızlığın sebep olduğu ahlaki sorunlar var. Bu bağlamda iktisat ve insan ilişkisi nasıl olmalı?

İslâm dininde insan, “ahsen-i takvim” olarak, yani en güzel bir yaratılış ile Allah tarafından yaratılmış bir varlıktır. Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda olan insan, mevcudâtın kendisinin hizmetinde olduğu bir varlıktır. “Ahlâk” kelimesi ise kökeni itibariyle Arapça “yaratmak” anlamına gelen “خلق ” (halaka) fiilinden türetilmiştir. Ahlâk, “yaratılan” manasına gelen “خلق” (hulk) kelimesinin çoğuludur ve “seciye, tabiat, huy” manasına gelir. Toplumsal açıdan ise ahlâk, bütün toplumlarda birey hayatını düzenleyen en önemli kurumlardan ve değerlerden biridir.

Bu yüzden insanın ahlâkla, ahlâkın insanla ilişkisi ekonomi hayatında önemli ve stratejik bir yere sahiptir. Yaratılış ve fıtrata uygun olarak oluşturulan toplumların iktisadı ve ekonomisi de “insan temelli” olması gerekmektedir. Bu şekilde dünyayı, elde edilecek bir mülk değil bir emanet olarak gören ve daha insani olan bir ekonomi anlayışının oluşmasına imkân sağlanacaktır.

Katılım bankacılığı felsefesinden bahseder misiniz?

Katılım Bankacılığı felsefesi, İslam iktisadından neşet etmiş Katılım Ekonomisinin üzerine bina edilmiş bir felsefedir. Bu temel felsefe, üzerine bina edildiği Katılım Ekonomisinde olduğu gibi insanı ve insan kalmayı önceler. Hayatı, ahlaki temelde yeniden ihya, inşa ve imar etmeyi hedefine koyar. Esas olan insan ve onun hasletlerinin korunması, ona değer verilmesi ve finansal ihtiyaçlarının giderilmesidir.

Katılım Ekonomisinden bahseder misiniz?

Katılım Ekonomisi, İslam iktisadından hareketle geliştirilerek bu çağa ve insanına yeni bir ekonomik tasavvur sunan bir yaklaşımdır. Katılım Ekonomisi, doğmuş ve doğacak bütün insanların dünya ve üzerindeki nimetlerde hakkı olduğu gerçeğiyle hareket eder ve insanların nimet ve külfet dengesine katılımını temel alır. Katılım Ekonomisi, katma değer üreten, çok ortaklı, gerçek anlamda halka açıklık ilkesine uygun, ahlâkı ve hukuku temel alan, emek orijinli ve katılım ve ortaklık esaslı gerçek bir ekonomidir. Temeli sosyal adalettir. Bu noktada insanın, toplumun ve evrenin dengesi üzerinden ahlâki temelde adalet ve itidal esastır.

İslâm iktisadından neşet eden Katılım Ekonomisi ahlâki temelde ortaya konmalı ve inşa edilmelidir. İnsanın değer, dünyanın emanet olması anlayışı üzerine bina edilmiş olan yeni iktisat zihninin oluşturduğu Katılım Ekonomisi, yeni bir felsefeyle inanan inanmayan tüm insanlara nefes aldırmalı, onları geleceğe hazırlayacak hayatı ve özellikle de ekonomik hayatı yeniden yapılandırmalıdır.

Katılım Ekonomisinde, önce zihinsel bir devrimle “ahlâk” temel alınır. Ardından “adalet ve hakkaniyet” üzerinden tasavvura başlanır ve bu tasavvurun başlangıç noktası olarak “ihsan ve dayanışma” gündeme gelir. Başka bir ifadeyle ihsan yani güzel davranmak, vermek, fedakârlık yapmak dayanışmayı ateşler, başlatır, inşa eder, tutar ve geliştirir. Arkasından sürecin “emek, katılım ve ortaklık” aşaması gelir. Bu durum artık ekonominin ete kemiğe büründüğü aşamadır. Burada tetikleyici faktör emektir. Emeğiyle var olma ve takati oranında sorumlu olma bilinci bu tetiklemeyi ateşler. Son aşama ise artık hareketin, işin, çalışmanın başladığı aşamadır. Bu aşamada “aktiflik ve üretkenlik” baz alınarak verimlilikle birlikte iktisadi hayat harekete geçirilir ve böylelikle ekonomik kalkınmanın ve gelişmenin önü açılmış olunur.

Faizsiz bankacılığın toplumumuzda tam olarak anlaşılıp kavranamadığını görüyoruz. Kısaca toplumumuz faizsiz bankacılık denince ne anlamalı?

Evet, maalesef toplumuzda faizsiz finans tam anlamıyla karşılığını bulamamaktadır. Bunun için var gücümüzle çalışıyoruz ve daha çok çalışmalıyız. Konferanslar veriyor, panellere katılıyor, kitapçıklar hazırlıyor ve videolar yayınlıyoruz. Ancak yine de yapacak çok iş var. Bu noktada ümitliyiz.

Katılım bankacılığı denilince akla gelmesi gereken, varoluş nedeni ve altın kuralı olan “Faizsizlik Prensibi”dir. Bu altın kural bu kurumların olmazsa olmaz kuralıdır.

“Faizsizlik Prensibi”nin özü de:

1) Fon toplarken “sabit bir getiri” taahhüt etmemek,

2) Fon kullandırırken nakit kredi vermeyip, malı “peşin alıp vadeli satmak” veya “ortaklık” yapmak,

3) Her türlü bankacılık hizmetlerinde faizin her çeşidinden kesinlikle kaçınmaktır.

İşte bu ilkeler faizsiz bankacılık denilince akla gelmesi gereken ilkelerdir.

Türkiye’de ve dünyada faizsiz sistemin yeri ve büyüklüğü nedir?

Dünyada faizsiz sistemin büyüklüğü yaklaşık olarak 1.9 trilyon dolar civarındadır. Türkiye’de ise 132 milyar TL civarındadır. Sektör çok yeni olmasına karşın hızla büyümektedir.
Gelecekte faizsiz finansın çok daha ilgi göreceğine inanıyoruz.

İslam ve iktisat anlayışı nedir?

İslâm ve iktisadi anlayışını ortaya koymak bugün için insanlık ve İslâm dünyası için hayati bir önem taşımaktadır. Zira İslâm dünyasının, insanlığın ve tüm dünyanın gidişatı hüsran gibi gözükmektedir. İslâm’ın bütün sorunlara çözümü barındıran dinamik ve sinerji dolu yapısı insanlığa büyük imkânlar sunmakta ve umutlar vadetmektedir. Ancak bunun için, İslâm’ı Batı medeniyetinden ayrı bir medeniyet olarak ele almalı ve bunun ışığında meselelere yaklaşılmalıdır. Bu konuda, İslâm’ın her cephesinde olduğu gibi iktisat cephesinde de onun orijinalliğini ve kendine haslığını asla unutmamak gerekir.

İslâm iktisadının temeli, insanın kendi, eşya ve kâinat anlayışı üzerinden yeni bir tasavvur oluşturmak ve bunun üzerine yeni ekonomik anlayış inşa etmektir. Şu açıktır ki,
kâinatın kendisi gibi içindeki her şey, doğal olarak insan da Allah’a aittir. Dolayısıyla mutlak anlamda mülkün sahibi Allah’tır. İslâm’a göre hayat da eşya da mal da mülk de kâinat da ilahi yolda ilerlemek için, imtihan için bir imkândır.

Bu yüzden geleneksel iktisadın en genel tanımı olan, “kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların giderilmesi” ifadesine daha önce itiraz etmek gerekiyor. Gerçekte mülkün Allah’ın olduğu hakikatinin altını çizelim. Allah’ın Rahman sıfatı ile her canlının rızkını adil verdiğini hatırlayalım. Bu yüzden kapitalizmde olduğu gibi ihtiras sahibi azmış insan yerine,
İslam’ın ön gördüğü makul ve normal insanı temel almamız gerekir.

Faizin sebep olduğu insani ve içtimai hayattaki sorunlar nelerdir?

Faiz yani riba, öncelikle emeksiz ve haksız kazanca yol açar. İnsanı metalaştırıp sömürür, diğer yandan da insanı azdırır ve insanlıktan, insani hasletlerden uzaklaştırır. Faiz, ekonomik bir sorun olmanın ötesinde politik ve toplumsal da bir sorundur. Haksız paylaşıma ve adaletsizliğe neden olarak toplumsal yapıda tabakalaşma ve sınıflaşmanın önünü açar ve toplumu dinamitler. Zenginler daha zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşir. Toplumsal adaleti ve eşitliği yaralar, toplumsal dengeyi bozar. Gelir dağılımı içerisinde en zengin ile en fakir arasındaki fark gittikçe artar ve uçuruma dönüşür. Tasarrufların üretim zincirine, başka bir ifadeyle reel ekonomiye yönlendirilmesine engel olur.
Tasarruf sahipleri faiz yüzünden birikimlerini yatırıma doğrudan dönüştürmekten imtina eder. Toplum içerisinde iş imkanlarını azaltır, istihdamı engeller, işsizliğin artmasına neden olur ve toplumsal yapıyı germekle sosyal düzeni kaosa sürükler. M. A. Mannan’ın ifadesiyle, toplumda tüm kötülükleri ile birlikte kapitalizmin büyümesinin tek sorumlusu faizdir.

Bu materyalist dünyada tüm kötülüklerin anası olan faiz, insanın ve toplumun can düşmanıdır.

Yorum bırakın