Ana sayfa - Arşiv - Ahir Zamanda Kurtuluşun Adresi: Ehl-i Beyt / Yasemin Keskin

Ahir Zamanda Kurtuluşun Adresi: Ehl-i Beyt / Yasemin Keskin

Hayattaki tercihlerimiz, bizlere vaad edilen ömrümüzün ne kadar önemli olduğunu gösterir. Yani dünyadaki yaşam tercihlerimiz, ileriye dönük tüm plan ve programlarımız, kişiliğimiz, kimliğimiz, ahlaki değerlerimiz, maddi manevi tüm ilişkilerimiz, topyekûn değer biçmektedir hayatımıza. Bunları önemseyen insanın kendisinin de bu değer hazinesinden en büyük payı alması kuşkusuzdur. Çünkü insan değerin kendisidir. Büyük bir hazinedir onun kalbi, lakin değerini bilene. Bilmeyen önemsemeyen, kendini, dünyasını ve ahiretini farkında olmadan iptal etmiş yok saymıştır. Yani toparlayacak olursak yaşamak ve hatta sadece yaşamak değil, en iyi için yaşamak tüm insanoğlu için ne kadar önemli ve değerli ise işte asıl mesele bu değerin ne ile taçlandığıyla başlıyor. Kişi bu dünyada neyi şiar ediniyor ve ne için yaşıyor?

Evet, bu ve buna benzer soruların cevabı, belleklerimizde bıraktığı cereyan kısa süreli olmamalıdır. İç dünyamızda bizlere karamsarlık hissettiren, bir iki duyguyla bizleri efkârlandıran ve bunun gibi içimizde patlayan bir anlık serzenişler olmamalıdır. Bu soru cümlesinin aklen ve kalben idrakini ve kritiğini yapmamız gerekiyor. Öncelikle dünya denen bu kaos ortamında dini, siyasi, ekonomik tüm şartlar dahilinde yapmamız gerekenleri en doğru şekilde ve bilinçli olarak yapmalıyız. Dünyaya baktığımızda oynanan tüm oyunların bizlere yönelik olduğunu, Müslümanları bitirmeye yönelik olduğunu açıkça görmekteyiz. Öyleyse en büyük amacımız çabamız tüm Müslüman kardeşlerimizin birlik beraberliği için, haksız yere zulüm gören tüm kardeşlerimiz için etrafımıza karşı daha duyarlı olup bu konuda yeterince ilgi ve alakaya sahip olmayan kişileri de büyük bir hassasiyetle uyarmalıyız. İslam adına, dinimizi yaşamaya çalışmanın ötesine çıkabiliyor muyuz, buna bakmalıyız. Yani Allah yolunda, nübüvvet nuru olan İslam’ı anlatma ve tüm insanlığa -ister inansın ister inanmasın- barış ve adalet getirecek olan bu nurlu davayı ne kadar sahiplendik. Hangi adımları atıyoruz? Uğraşımız çabamız yaşam biçimimiz hangi rotada ilerliyor? Pusulamız nereyi gösteriyor?

Öncelikle kâfirin sinsi oyunlarına karşı uyanık bireyler olmalıyız. Bizlere saldırdıkları hiçbir kanala artık geçit vermemeliyiz. Ahlaki tüm erdemlerimizi yavaş yavaş çöktürecek hain planlarının esiri olmamalıyız. Evet, Müslüman kişi kâfire karşı uyanık olmalıdır. Kendi işini kendi yolunu ve görevini bilmelidir. Çünkü dünyalık tüm emelleri bizlere fosforlu gösteren para, mal mülk, makam, saltanat gibi uçsuz bucaksız tüm isteklere karşı doyumsuzluk yapan ve dolayısıyla hayatı metalaştırıp insanı mutlu eden olması gereken duyguların varlığını da mekanikleştiren bu sisteme artık dur demenin vakti geldi de geçiyor. Evet, burada dünyaya yüz çevirmeyi değil, sırf dünya için yaşamayı eleştiriyorum. Kâfirin bizlere uyguladığı mantık sistemi de budur aslında. Onlar dünya için çalışır çabalar ve karşılığını alır. Bugün zenginlikte ve teknolojide ne kadar ileride olduklarını yadsıyamayız. Bizlere de sığ bir bakış açısıyla ahlaki tüm erdemlerden uzaklaştıracak ve hatta bizi bize düşürerek kırdıracak tüm planlarını uygulamak için elindeki bütün güçleri kullanıyorlar. Bugün dünyada yaşanan tüm zulmün matematiğini çözmek hiç de zor değil. Öyleyse bu denklemi bozmalıyız. Artık kâfire dur demenin zamanı. Çünkü zaman ahir zaman ve bu zamanla ilgili önlem ve hazırlıklarımızı yapma zamanı…

Evet, ikinci basamak olarak adlandıracağım diğer bir alan ise aramızdaki Müslüman görünümlü münafıklara karşı son derece dikkatli olmalıyız. Bugün Ehl-i Sünnet ışığından kaybolmuş sapmış bir yığın adam, kitleleri yanlış bilgi yığınları ile kirletmektedir. Artık hadislere ve sünnetlere itibar etmeyi bırakın, peygamberleri dahi kabul etmeyen, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’i Allah’ın nuru ile değil de kendi inisiyatifinde çok basit bir şekilde yorumlayan cahil din adamları türemiştir. Bu insanların fonksiyonu kendi görüşleri ile fetva verip insanları saptırmaktır. Bu anlamda gerçekten işimiz çok zor. Ahir zamanın zorluğu da buradan geliyor. Peygamber Efendimiz (sav) ahir zamanda 73 fırkanın çıkacağını ve yalnızca bir tanesinin kurtulacağını bizlere nakletmiştir. Bu bizim için çok büyük bir uyarıdır. Çünkü kimin yolunda olduğumuz kime itibar ettiğimiz çok önemlidir. Diğer 72 fırkanın cehennemlik olduğu açıkça beyan edilmiştir. Etken rolünü üstlenen başların etrafındaki edilgen kişiler, bir fonksiyonu olmasa da lokomotif özelliği taşıdıkları kesindir. Ve bu hadis-i şerif yanlış yolun yolcusu olan kişilerin tamamından bahsediyor, sadece başı çekenlerden değil. Akli ve kalbi düşünce olarak ılımlı olduğu, yöneldiği yolun yolcusudur insan… Aynı hadisin devamında Peygamber Efendimiz (sav), kurtuluşun benim ve ashabımın yolunda gidenlerde olduğunu bizlere açıkça ifade etmiştir. Bugün yine bizlere örnek olacak bizleri her anlamda ilmiyle bilgisiyle kültürüyle doyuracak salih insanlar yok denecek kadar az. Allah basiretimizi artırsın. Televizyona çıkan, kitap yazan, bir iki sohbet edenler gerçek İslam’dan ve doğru ölçülerden bahsedemiyor maalesef…

Önemle dikkat etmemiz gereken diğer bir konu ise günümüzdeki Ehl-i Beyt sevgisidir. Çoğu insanın Ehl-i Beyt konusundaki algısı, olması gereken doğal bir durumun içinden çok kolay bir şekilde çıkarılmıştır. Yani imanî bir konu olan Ehl-i Beyt sevgisi zaruriyet çerçevesinden değil, Peygamber sevgisinden yansımadır. Din dersi verdiğim günlerde “Peygamberimiz’i Tanıyalım” adlı ünitede Efendimiz’i anlattığım çocuklara şöyle bir soru ile yaklaşmıştım. Bugün Peygamber Efendimiz’in (sav) bir akrabası torunu burada olsa ne yapardınız? Aldığım cevaplar müthişti. Bozulmamış tertemiz kalpleri ile cevap verdiler çünkü… Olması gereken bu sevgiyi yok etmeye çalışan bir yığın küf tutmuş yanlış bilgi ve kalbi saptırmalara karşı, bugün dimdik bu sevginin tohumlarının yeşermesi için uğraşan Ehl-i Beyt aşığı insanlar var. Yıllarca Ehl-i Beyt’i diğer insanlardan farksız görmeyi görev edinmiş çarpık kafa yapısına rağmen bu tertemiz sevgiyi yaşayan, anlatan, gerekirse hadis ve ayetlerle ispatlayan güzel bir kesim var. Çünkü Ehl-i Beyt Peygamber Efendimiz’in (sav) değerli hanesidir, ailesidir ve kıyamete kadar devam edecek nübüvvet nuru, şu zamanın tüm tuzaklarından yanlışlarından ve çirkinliklerinden bizleri kurtuluşa erdirecektir. Her asırda Ehl-i Beyt’in büyükleri önümüzü aydınlatan fenerler olmuştur. Şimdi de yolumuza ışık tutacak olanlardır. Hâlâ Ehl-i Beyt sevgisinin kalbi pırıltısını yaşamayan önemini tüm hücrelerinde hissetmeyen kişi, -kalpteki imanî kanallar tıkandıysa ve olması gereken sevgi kendiliğinden oluşmuyorsa- Ehl-i Beyt’le ilgili bunca ayet ve hadisi aklen nereye koyuyor? Şaşılacak şey doğrusu…

Sonuç olarak, ahir zamanın yol haritası diyebileceğimiz gerçek İslam’ı yaşama ve muhafaza yolunda, zamanın tüm cenderelerine karşı çok dikkatli olmalıyız. İman zırhımızı kuşanmalıyız ki üzerimize atılan her kurşun geri dönsün. İster fiili ister kalbi tehlikelerden etkilenmesin. Ahir zamanda Ehl-i Beyt’in bizler için ne kadar önemli olduğunu ve ideal Müslüman olmayı amaç ve hedef edinen, bu yolda mesai harcayan kişinin varacağı yerin de Ehl-i Beytin sancağı olduğunu bilerek bu sevgiyle yaşamalıyız. İlke edindiğimiz önemli kriterler, Kur’ân ve Ehl-i Sünnet merkezli olup ahir zamanın tehlikelerine karşı koruyucu, tuzaklarına karşı gözü açık olma özelliğini taşımalıdır. Bu dünyada her açıdan bizleri güçlendirdiği gibi imanımızı da her türlü tehlikelere karşı sarsılmaz kuvvette tutmalıdır. Ve bu zamanın bulmacasında doğru adresi bulmak ancak Ehl-i Beyt’e tutunmakla olacaktır.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.